Hacksaw Ridge – Savaş Vadisi (2016)

Mel Gibson’un Hz. İsa’ın Çilesi (The Passion Of The Christ) filmi kariyerinin neredeyse yerle bir olmasına sebep olmuştu. Aşırı derecede yaptığı dini propaganda ile oldukça ağır eleştiri bombardımanına tutulmuştu. Gibson o dönemden sonra sonra resmen bir karanlık kuyuya atılmış sinema sektöründen ciddi derecede yara almıştı. Apocalypto‘nun ardından neredeyse 10 yıl geçti ve Gibson sanki özür diler bir tarzda yine dini duyguları kullanarak Hacksaw Ridge (Savaş Vadisi) ile geri dönüş yaptı.

Filmin konusu, 1945 yılında Japonların koruduğu Okinawa tepesini ele geçirmeye çalışan Amerikan askerlerinin hikayesini baz alıyor. Bu tepeyi ele geçirip bayrak dikmek için cehennemi andıran bir savaş gerçekleşiyor. Konu içinde gerçek bir hikayeyi barındırıyor ve filmin tamamı ana karakter olan Desmond Doss üzerinden işleniyor. Doss gönüllü olarak orduya yazılan, orada sıhhiye hizmeti vermek isteyen fakat tek istediği hiç bir şekilde silah kuşanmamak olan bir genç. Şiddet ve öldürmek gibi olgular ana karakterin dini ve ahlaki düşüncelerine tezat oluşturduğu için karakter Amerikan ordusundaki ilk ve tek vicdani retçi, bir savaş karşıtı olarak biliniyor.

Savaş sahnelerinin sanki bir cehennemin içindeymişiz gibi sergilendiği sahneler muhteşem. Mel Gibson’un yarattığı bu ortam Amerikan seyircilerini kalplerinden yakalayarak milli duygularını coşturan nitelikte olması ise Oscar’ın çok sevdiği yapımlardır. Fakat bu duygulardan arınıp filme genel hatları ile bakıldığında karşımızda belli başlı sorunları olan film durmuyor desek yalan olur.

Öncelikle filmin açılış sahnesini gereksiz uzun buluyoruz. Bu yinede kabul edilebilir olarak düşünsekte Desmod Doss’un bütün film boyunca İncili elinden hiç düşürmemesi belli bir süre sonra izleyici artık boğmaya başlıyor. Gibson’un filmlerinde bunu görmek artık bir klasik oldu. “The Passion Of The Christ“, “Braveheart“, “Apocalypto” filmlerinde de olduğu gibi ana karakter hep bir İsa gibi gösterilme çabasında. işte bu yüzden Mel Gibson’un “The Passion Of The Christ” filminden sonra yerle bir olan kariyeri için Hacksaw Ridge tam anlamıyla özür niteliğinde bir yapım.

Gibson filmde konuyu fazlaca romantize ederek sunması haklı bir çıkar olabilir tabi. Bence esas verilmek istenilen mesaj; şiddetin ve savaşın desteklenip desteklenmediği değil, inançların günlük hayatın dışında muharebe alanında bile çok işe yaradığı. Eğer filmin o final sahnelerinde tüm askerlerin Desmond’un onlar için dua etmesini istemesi hatta saniyelerin bile önemli olduğu taarruz anında dua için planlanan saldırının 10 dakika geç başlaması ve hemen ardından gaza gelip savaşan askerlerin mutlak zafer kazanması da bu öngörüyü destekler nitelikte. İşte burada rahatsız eden bir konu daha var, sanki bu dua sahnelerinden sonra Japonların 2. Dünya savaşında mağlup olmalarının sebebi Hristiyan olmamaları diyecek film neredeyse.

 

Bana göre filmde çelişen diğer bir nokta ise, hem savaşın ne kadar kötü olduğunu, ne kadar acımasız olduğunu göstermesi hemde Orduya girip savaş kazanmak için illa silah taşımanız gerekmediği mesajının verilmesi. Bu yüzden film sinema dünyasında anlattığı konu vermek istediği mesaj ile kendisine güzel bir yer edinecektir. Çünkü böyle iki farklı düşüncenin, iki zıt kutuplu fikrin tek karakter üstünde birleştirilip anlatıldığı film sayısı çok az.

Amerikan halkı ve eleştirmenler Gibson’un bu film ile bir nevi özür dilemesini kabul edip, onu Oscar ile ödüllendireceklerini düşünüyorum. Gibson’u attıkları o karanlık kuyudan çıkabilmesi için bir halat bıraktılar bile.

10/7 veriyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir