Paterson (Adam Driver, Golshifteh Farahani)

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Adam Driver’ın kariyeri boyunca sergilediği en etkili performansı bu filmde gerçekleştirmiş. Cannes ta çok beğenilmiş ve eleştirmenler tarafından defalarca filmin iyi olduğu dillendirilmişti. Fakat ana yarışmadan ödülsüz dönmüş olması eleştirmenlerin hangi kriterleri baz alarak yarışma öncesi iyi niyet gözeten açıklamalarda bulduğunu da sorgulatmıyor değil.
Spoilere girmeden önce biraz konusu hakkında bilgi verelim :
Paterson’un her gün düzenli olarak yaprığı şeyler vardır. Otobüsü ile şöforlük yaparak şehri turlar, akşam olunca köpeğine düzenli olarak ilgi gösterir, arkadasından bara gider. Laura isimli sevgilisi ile basit ve düzenli bir hayatı vardır. bütün bu rutin işlerin içinde şiir yazmaktan da geri bırakmaz kendini. Sevgilisi Laura ise Paterson’dan farklı olarak hayatını ev ile sınırlandırmış ve hayatında değişiklikler olması için hemen her gün değişik işler arar kendisine, biraz çılgın bir hatundur. Bu iki farklı şahsiyetin huyları farklı olsada birlikte güzel bir hayat sürdürmeyi başarırlar.
Konuyu özetledikten sonra eleştiresel gözle bakabiliriz artık filme:
Paterson’un sürekli olarak takip ettiği rutini bir noktadan sonra seyirciyi sahne ve hatta repliklerin tekrarı ile sıkmaya başlıyor. Tam bir hafta boyu takip ettiğimiz karakterin otobüste kulak misafiri olduğu diyaloglar ile bu sıkıcı ortamdan biraz olsun çıkılmaya çalışılsa da sıradan insanların sıradan muhabbeti fazla renk katmaya yetmiyor. Seyirci ise bu noktada artık Paterson’un hayata ortak olmasını bekliyor ama rutinlerin çemberleri kırıldığında dahil Paterson tekrar kontrolü ele alıp seyircininde bir anlık heyecan umudunu kursağında bırakıp işleri rayına sokuyor.
Paterson’un şiire olan ilgisi filmin karakterini biraz olsun izlenme hitini arttırdığı söylenebilir. Gizli not defterinde biriken şiirleri eşi Laura için önemli bir noktada oluyor hatta bunların gizli kalmaması insanların okuyabilmesini istiyor. Zaten bana göre filmin bir noktadan sonra yükselmesini sağlayan karakterden birisi de eşi. Paterson’un tam zıttı olan bu karakterin hiç bir rutini yok hatta böyle olmaması için dev bir mücadele içinde. Her gün farklı fikirlerle görüyoruz kendisini.  Muffin dükkanı açma cabası, folk şarkıcısı olmak istemesi gibi. Fakat Laura için Paterson’un durağan ve tekdüze olmasının bir sorun olmadığını da görüyoruz.
Seyirciler için Paterson’un akşam köpeğini gezdirdikten sonra bara uğraması motonluktan ve tekdüzelikten çıkış noktası gibi bir hissiyat uyandırıyor. Karakterin hayatında farklı mevzular gelişip her an farklı bir şey olacakmış gibi izlenim doğuyor ama nafile. Aynı otobüs sahnelerinde olduğu gibi Paterson mevzuların içinde birebir dahil olamıyor.

Fragman

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir